Google+ Badge

4 Haziran 2013 Salı

SEFER



Sanırsın ki, bazen ipin ucunu bıraktım. Her şeyi elimin tersiyle ittim ve unuttum. Nedense ben de böyle düşünmene izin veririm. 
Bir seferi bitirmeden bir başka sefere daha çıkarım. Merak, heyecan ve yeni bir şeyler görmek alışkanlığımdır. 
Bu arada gözünün üstümde olduğunu bilirim çünkü benim de gözüm hala senin üstündedir. 
Sen ipin ucunu bıraktığımı düşünmeye devam ederken, seferden öyle bir keskin dönüş yaparım ki senin şaşkın bakışların arasına yepyeni güzellikler katarım.
Ve bir an gelir tekrar başka bir sefere giderim. Bu geliş gidişlerim arayışımın alışkanlığıdır. Aradığım nedir bilinmez belki bir muhabbettir.
Ama bu sefer anladım ki bulunacak bir şey de kalmamış. Muhabbet ise içime yaptığım yolculuktaymış.
Eh artık alışkanlığım içliğime yöneliş olsun 







29 Mayıs 2013 Çarşamba

BEN BİR VAR’IM ..




Ben Bir VAR’ım…
Bunca öğrenilmişliğin arasında kaybolmuş bir BENLİĞİM..
Korkularım, acılarım var.
Bazen içim içime sığmaz çok yakıcı öfkelerim var.
Annem den babam dan öğrendiklerim, çocuklukta yaşadığım dolu dolu travmalarım var.
Zihnimin içinde binlerce ses, binlerce dans eden insan görüntüleri var.
Özgürlüğünü kafeslemiş kendine zulmeden bir VAR’ım var..
Bu kafesin içinden haykırıp bağıran isyan eden güçlü bir nefsim var..
Ama en önemlisi; KAFESTEN KENDİNİ KURTARACAK YEMYEŞİL TUTTUĞUM ÜMİDİM VAR..
Sizler ne yaşıyorsanız hepsini taşıyan ve bilen bir benliğim var.

2 Mayıs 2013 Perşembe

HUZUR


   Ey can her an huzurda olmak sadece içinin ferahlığı mıdır? Yoksa kendi içindeki kıbleye
yüzünü dönüşün huzurda olman mıdır? Namazda bile ellerin göğsünün üstünde başın öne eğik değil mi? Ey Allah kelamı bir anlayabilsek seni her namaz deyişin de huzura davet edişini, huzurun AN'da ki akışını damarlarımızın hücrelerimizin her zerresinde hissedeceğiz....
_Öze Doğru_

22 Mart 2013 Cuma

BEBEKLER






  Ah şu bebekler, elleri yenilesi, yanakları öpülesi, ayakları kıt kıt ısırılası bebekler (yapamayız ki)  :) )
Yeni doğmuş bir bebeğe bakmaya kıyamıyoruz korkuyoruz ''ya nazar değerse''diye..
Öylesine narinler ki.
Yumuk yumuk elleri,yumuşacık tenleri ile SU GİBİLER..
Yanaklarına bir öpücük kondurmak için eğilsek mis gibi kokan o tenlerinden gelen koku aklımızı başımızdan alır.
O kokunun adına da cennet kokusu denmiş ne hikmetse..
Nereden de biliriz cennetin kokusunu da bu şekilde dile getiririz?

Gözünü bir an olsun bebeğinin üstünden ayırmayan anneler çok iyi bilir. Bebek uykusunda veya boş gözlerle etrafa bakarken gülmeye başlar.
Allah'ım o nasıl bir gülüştür sanki gülmesi ile etrafına sonsuz sınırsız sevgiyi saçar. O an deriz ki;Melekler güldürdü.. Bunu da bilir insan ne hikmetse?

Demek ki içimizde bir yerlerde bilen biri var..
Demek ki yabancı olduğumuz bir şey değil..
Her insan bedenlenme den önce uğrar mı cennet denilen yere?
Yoksa o saflığın adımıdır cennet? Yoksa insan yavrusu bu dünyada bedenlenmiş haliyle görünse bile ASL'ında cennette midir?
Belki de cennet insanın ASL'ındadır..
........................................
Ey Dünya beni minicik sanırsın ama bilmezsin ki Kainat BEN'im..
Bazen GÜL'e temas eden bir damla su olurum,bazen de NUR olur akarım, cennettin kokusunu getiririm hasret çeken gönüllere..

_Öz'e Doğru_


8 Mart 2013 Cuma

Bügün Dünya Kadınlar Günü (Dışa Bakış)

Bugün yüzümü ne tarafa çevirsem ‘’DÜNYA KADINLAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN’’ yazıları ile karşılaşıyorum. Kimi yerde de ‘’KADINA ŞİDDETE HAYIR’’ ve buna benzer pek çok yazı etrafımda dolanıp duruyor.
Evet bugün Dünya Kadınlar Günü hepimizin bugünü kutlu olsun.
Kadın anne, kadın emek, yuvayı yapan dişi kuş, evin direği kadın, fedakâr, evladı ve yuvası için her yükü yüklenen, cennet ayaklarının altında olan, eli öpülesi, bazen de hem evde hem dışarı da çalışan kadınlarımız. Bunu göz ardı edemeyiz.
Ama ben bugün şunu sorguladım. Kadın neden şiddet görür ki? Yalnızca kadınlar mı şiddete maruz kalır?
Erkekleri hep güçlü varlıklar olarak görmeye alışmışız. Erkek kadını korumakla görevlidir. Bize çocukluğumuzda bu öğretildi. Kadın korunması gereken bir varlık mı?
Fiziksel olarak erkekler bizden elbette güçlü ama kadının da taşıyabildiği yüklere baktığınızda o da bir taraftan güçlü.. Hemde erkekten kat be kat daha fazla..
Düşünün bir erkeği yetiştiren kadın. Kendi dayak yerken komşusunun sessiz sedasız, tabiri caizse mülayim kocasını gördüğünde ‘’Ne biçim erkek bu, kılıbık adam, karısına bir sözünü geçiremiyor’’diyen yine kadın.
Heee bu arada unutmayalım ki etrafımızda karısı tarafından şiddete maruz kalan erkeklerde var. İşte bunlara da kılıbık etiketi yapıştırılıyor ve toplum tarafından dışlanıyor.
‘’Erkeğin elinin kiri, erkek adam dayak yemez, erkek adam ağlamaz, erkek adam kıskanç olur, erkek adam kadının sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmez vs..’’
Etrafında bu sözleri duyan hele ki dayak yiyen annesinin bir başka komşusu için söylediklerine şahit olan çocuk, büyüdüğü zaman kılıbık denmemesi adına MAÇO erkek rolüne giriyor.
Kızlarımıza da boyun eğmesini öğreten bizleriz.
Düşünün erkeklerde kadınlarda asıl kimliklerini yaşayamıyorlar.
Şimdi kim kime şiddet uyguluyor? Eğer bir suçlu arıyorsak, erkek kadını dövüyorsa kadın boyun eğmek zorunda kalıyorsa buradaki suçlu kim? Suçlu kadın değil, suçlu erkek değil o zaman kim? Adem ile Havva’mı?
Adem ve Havva yasak meyveyi birlikte yemediler mi? Yoksa Havva’mı suçlu? Öyle ya Adem’i kandırdığı söyleniyor. Şimdi tüm Havva’ lar bunun bedelini mi ödüyor? İnsanoğlu işte suçlu aradıkça istediğimiz her yerle bağlantı kurabiliyoruz.
Ortada suçlayacak birilerini arıyorsak atalardan bugüne taşıdığımız öğretilenlere ve kör bir şekilde bizlerin bu öğretilenlere nasıl atladığımıza bakalım.

5 Mart 2013 Salı

Yazmak


Kendi sırrımı bile sır etmekten aciz olduğuma takıldım.
Olduğu gibi her yaşadığımız duyguyu anlatmak dürüstlük müydü? Sırrın anlamı yalnızca bir başkasının sırrını saklamak mıydı? Kendimize bile sır değil miyiz?
Ben önceden de duygularımı yaşadıklarımı yazardım veya resimle anlatırdım. Ama hepsi bir defterde toplanırdı benim zamanımda internet yoktu. Bir takım nedenlerden dolayı 16 sene yazamadım. Şimdi yeniden yazmak ve kendimde ne varsa paylaşmak istiyorum. Acaba her şeyi kendime mi saklamalıyım? Bilemedim bir günlük mü tutsam  :)
Yabancı insanlara duygularımı anlatmam çok kolay bu beni rahatsızda etmez. Tanıdığım insanlara anlatmak neden zor geliyor? Beni korkutan ellerine koz vermek mi?
Her insanın yaşadığını yaşıyorum. Kimse ben ak pak insanım diyemez. Diyene de inanmam zaten. O kendini öyle sanıyor çünkü altta yatan farkında bile olmadığı başka biri daha var ve ondan bihaber.
İşte o altta yatan gizlenmiş biri var ya, bende onu tanıma çabası içindeyim.
Her insanın yaşadığı şeyleri yaşıyorum.Duygularım ,nefsim,zihnim,inandıklarım,öğretilenlere göre alışkanlıklarım vs. Yazdıklarım da öfke, kıskançlık, isyan gibi durumlar yaşadığımı paylaştığımda bu sefer beni tanıyanlar sanki bu duyguları tekrar tekrar yeniden yaşatmak için önümde sıraya geçiyor.
Kendimde kaldığım zaman bunların hiç birini görmüyorum bile, bazen de öyle bir şey oluyor ki kendimden uzaklaşıyorum. İşte o zamanda dışarıdaki her şey gözüme sonrada beynime takılıp kalıyor.
Yazmak beni kendimde kalmaya bağlayan en güçlü yöntem. Hem sorgulatıyor hem cevapları bulduruyor. O nedenle ben yazmaya devam edeceğim ve tanıdık tanımadık kimsenin etkisi altında kalmaya niyetim yok.
(Bu yazınının içindeki alışkanlıkları görebiliyor musunuz? İşte yazmak bunu gösteriyor. En azından bende ki işleyiş böyle)
(Öz'e Doğru)

İsyan

İSYAN
İnsanların size zararlı bir varlıkmışsınız gibi baktığını düşündünüzmü hiç?Çoğumuz bunu düşünmüşüzdür.Peki bu durum sizi nasıl bir duyguya sürükledi?

İşte bende böyle bir duygu karmaşası içindeyim.Kafamın içinde sürü halinde soru işaretleri dolaşıyor.Hepsi ayrı ayrı sorularımın sonunda duruyor.Tam birinin cevabını veriyorum ikincisi onun önüne geçip başka bir soru ile karşıma çıkıyor.

Alışkanlıklar,alışkanlıklar her bir cevabın ardından ‘’bak burda da alışkanlık’’diyorum kendime..Bu seferde başka bir soru ‘’ya ben niye böyleyim?’’

Annem,babam,kardeşlerim,halalarım,teyzelerim hepsi gözümün önüne seriliyor.Dedelerimi tanımıyorum ama onların yapıları hakkında tahmin yürütüyorum.Daha da gerilere gidip atalarım,soy sop kimler varsa her birinin yapıları hakkında tahmin yürütmeye devam ediyorum.Bir yerden sonra boğazım tıkanıyor.Taşıdığım genlere öfkelenmeye başlıyorum.Buyur işte şimdide kendimi dedelerimin kurbanı olarak görüyorum.İsyan edesim geliyor.Avazım çıktığı kadar bağırıp ağlayasım var.

Biliyorum suçlu arıyorum kendimde çözemediklerimden dolayı suçlayacak birini yada birilerini..Ama zaten bu da alışkanlığın bir diğer parçası değilmi?

Neredeyse kendimi yok edeceğim.

_Öz’e Doğru_